Abdülhamit’ten Atatürk'eToplumlar da tıpkı insanlar gibi kendi birikmiş sermayelerini kullanırlar. Bir kuşak, bir sonraki kuşak... sırasıyla toplumun bugününü yaşar ve yarınına katkılar sunar. Yaşanan her şey toplumun hafızasında kayıt altına alınır. Günü geldiğinde dönüp buradan faydalanılır. İnsan gibi toplumun da bir ruhu, aklı, hafızası... vardır.68 kuşağı, 80 öncesi gençliği, 90 kuşağı dediğimizde hepimizin zihnine birçok tanımlama ve bilgi üşüşür.Şimdilerde x, y, z kuşağı gibi tasniflerle, yani matematiksel sembollerle ifade edilen her kuşak kendi döneminde ortalama bir bütünsellik oluşturur. Belki ilerde bu matematiksel semboller üzerinden formüller bile üretilebilir. Zira Sosyoloji iddiası büyük bir ilim dalıdır. Bütün ilimlerin anası tanımlaması boşuna değildir. Toplumun bütün tepkilerinin önceden kestirilebileceğini, bunun formüllerinin bulunabileceğini düşünenler az değildir. Hatta ilk dönem sosyologlar o kadar ileri gittiler ki içlerinden “topluma bir de “Din” yazmamız lazım” diyenler bile oldu. İddialı bakışları bir kenara bırakıp şunu söyleyebiliriz: Toplumu bir bütün olarak tanıdıkça bir çok açıdan reflekslerini öngörebiliriz. Tabi ki bunu daha sistemli ve disiplinli bir çalışmayla yaparsak (Sosyoloji) daha sağlıklı sonuçlar elde edebiliriz. Bu da ancak bilimsel yöntemlerle yapılabilecek bir çalışmanın sonucunda ortaya çıkar.Toplum uzun süredir siyasi bir krizle karşı karşıya. Hatırlayınbir dönem siyasi arenada muhalefet yokluğu yaşanmıştı.Muhalefet belirginleşmeye başlayalı beri de muhalefet güvensizliği oluşmaya/oluşturulmaya başlandı. Genel bir güven sorununa zemin hazırlayan bu sürece, içeride “Terörsüz Türkiye” dışarda yeniden dizayn edilen Ortadoğu gibi güven tarafı kapalı meseleler eklenince toplumda bir milli mücadele ruhu esintisi ihtiyacı arttı. Bunu tetikleyen bir etken deiktidarın kendini zaman zaman Osmanlı üzerinden tanımlaması. Mesela Abdülhamit üzerinden yapılan tanımlamalar bunun bir örneğidir. Buna karşın Ana Muhalefetin de kendini sürekli Atatürk üzerinden tanımlayıp sunması da bir nevi yıkılan ve kurulan arasında bir karşı duruş algısı oluşturmakta ve bu doğal olarak toplumu bir tercihe götürmektedir. Her iki yaklaşım da hamaset içermekte fakat yıkılışın duygusallığına karşın kuruluşun reelliği az da olsa baskın durmakta. Muhafazakar kesimin İslamcı kanatta biriktirdiğini, toplum son yirmi yılda harcadı ve bu birikim sıfırlanma aşamasına geldi. Malum güç ve imkan zamanla her birikimi kendi özünden uzaklaştırıyor ve eritiyor/bitiriyor. Toplum bir süredir milli mücadele ruhunu hissedeceği bir siyaset arayışında. Son on yıldır yaşananlar adım adım insanları buraya taşıdı. Artık toplumun ortak aklı, güven veren bir ses aramakta ve bunu,yaşadığı güven sorununa dikkat çeker gibi bir milli mücadele arayışı şeklinde dışa vurmaktadır. Bu da doğal olarak yepyeni bir arayış versiyonu olarak karşımıza çıkmaktadır.Velhasıl toplum milli ruh ihtiyacının ve oluşan zaafların farkında olarak, hafızasındaki milli mücadele ruhunu bir şekilde bugün de görmek istiyor. Bu da büyük ihtimalle Atatürk üzerinden somutlaştırılacak gibi duruyor. Her konuda olduğu gibi bu konu da bizde ayrıştırıcı olmaya son derece müsait. Bakalım bu sığ ve kutuplaştırıcı “kadim”tartışma/ayrışma konusu yeniden şekillendiğinde ortaya ne çıkacak.
Kırıkkale Haberleri
Yayınlanma: 10 Kasım 2025 - 17:24
Abdülhamit'ten Atatürk'e
Kırıkkale Haberleri
10 Kasım 2025 - 17:24











