
21. yy da bir derviş: Ahmet Abi Sevdiğim bir yetkilinin odasında tanışmıştık. Makam sahibi bizi gönlündeki yeriyle tanıştırınca Ahmet Abi telefonumu aldı. Sıradan bir yakınlık gibiydi bu. Nereden bileyim ben gönlünün enginliği tüm yurdu kuşatmış “modern bir dervişle” tanıştığımı. Aylar geçti; ara ara sosyal medyada birbirimizin paylaşımlarında devam etti muhabbetimiz. Bir gün sabah saat 06:00 civarı beni bi arar mısın diye mesaj atmış WhatsApp’tan. 08:30 gibi “müsaitsen arayım mı abi”diye yazmaya başlamıştım ki telefonum çaldı. Ahmet abi benden önce davranmıştı. Malum dervişan öyledir: Önce gelir, önce selam verir, önce kucaklar, önce sever...“Cuma günü dostlarla oturacağız seni de beklerim” dedi. “Başımla beraber Abi” dedim. Eyvallahlaştık; Hakka havale ettik ahvalimizi, varlığımızı kendimizden bilmeden.Cuma günü geldi çattı. Ben 5-10 kişi ile oturup hasbihal edeceğiz zannediyordum. Mahalle arası bir sokak, civarı arabalarla dolmuş. Masalar sıralanmış, sıraya dizilmiş canlar, sazıyla sözüyle gönül ehli insanlar.Eski bakan dedi bir abiyi takdim ederken, diğerini filan ilçenin kaymakamı, bir diğerini “yazan kalem siyah” türküsünün söz yazarı. Kimi hakim, kimi eski HSYK üyesi, biri, diğeri derken belki 15-20 farklı ilden gelmiş canları takdim etti birbirine.Kısa konuşmalar, Kuran tilaveti, dualar, sözler derken... türkülere kaldı meydan. Şenol Tezcan’ın bacanağı Keskinli Mesut Çelebi kurmuş tezgahı “ Bombalanmış Şehir Gibiyim” ile girdi muhabbete. Mevlana Müslüman Mü’min ayrımını anlatırken; Mü’min, ruhu bedenini aşan ezele ve ebede giden bir hale gelmişçesinebezm-i elesti hatırlayan insandır der. (Allah'ın, Âdem (a.s.)'ınzürriyetini henüz yaratılmadan önce toplayıp "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" (elestü bi-rabbiküm) sorusuna, ruhların "Evet, sen bizim Rabbimizsin" (belâ) diyerek söz verdikleri, ezelde gerçekleşen ahitleşme toplantısıdır / A’rafsuresi 172. Ayette geçer) Ahmet Abi, ruhunun nerelere ulaştığına bakmayacak kadar engin bir gönülle misafirlerine hizmet ediyor. Kim nereli, kim hangi yerde, “nerenin yetkilisi” bilmiyorum ama herkes Ahmet Abinin gönlünün misafiri. Ve gönlü hepimizi ağırlayacak kadar zengin.Şenol Tezcan (yazan kalem siyahın ve bombalanmış şehir gibiyimin söz yazarı) Ahmet Abi ile tanışmasını ve bir anısını anlattı; Vakıflar genel müdürlüğünden tanışıyorlarmış. “Ben genel müdürün hizmetine bakıyordum. Bir gün odasında bana bir ilahi okuttu ilahi bitince de bunu benim mezarımın başında da oku dedi. Ben de hangimiz önce ölür bilinmez ama sen önce ölürsen söz okurum dedim. Araya da genel müdürüm bizim köyün (Kırtıllar / Neşet Ertaş’ın köyü) camisi çok eski,kadınlar için yer de yok, bizim camiyi bi yenilesen dedim. O da; al işte odacıyla samimi olursan olacağı bu dedi. Ama camiyi de yaptırdı” dedi. İmam Hatip mezunuymuş Şenol. Babası kendi tabiriyle davul icracısı imiş. Oğlum bir hafız yetmiş kişiyi cennete sokacakmış, sen hafız ol ki bizi cennete götür diyerek yazdırmış İmam Hatip’e. Rabbim cennette kavuştursun baba ile oğulu. (Amin)Sonra Ahmet Abi birisini iş adamı diye tanıştırdı ama adam “ağam bi kredi kartı verdi bir de araba, O git diyor biz gidiyoruz” diye tarif etti işini. Artık bundan ne anlarsanız! Kimsenin sırtında hırka yoktu. Ney üfleyen de yoktu. Biraz saz, biraz söz, çokça da gönül vardı ortada. Kimse zikir çekmedi. Sema ya da semah dönen de yoktu. Biraz söz, biraz tebessüm, çokça da insan vardı meydanda. Bab’Aziz filmindeki (otuz yılda bir toplanan dervişlerin meclisini arayan kör bir derviş ve küçük torunu İştar'ın çöldeki mistik yolculuğunu konu alır.) dervişler buluşması mıydı, yoksa zaman durmuş, duran zamanın içinde bir mekan açılmış ve belki birbirini bir daha hiç görmeyecek onlarca insan birkaç saatliğine bir lütufa mı mazhar olduk bilmiyorum. Ama bildiğim şu ki bir gönül meclisinde bizi bir araya getiren Ahmet Abi idi ve onun gönlü onca ilden onca insanı adını koymadığı bir meşk meclisine taşıyacak kadar engindi.Eyvallah Ahmet Abi...









