
Yarının inşasında hafızasına anı biriktiren ve kendini tamamlama yolunda zihniyle kurduğu ilişkiyi yol haritasına dönüştüren bir kuşak: Gençlik. Ancak sesi gür çıkan cesurların etkileyebileceği, asi duruşlu, bıçkın bir kuşak: Gençlik. Yol açanların ve yol alanların güçlü ve kendinden emin duruşunda kendini gören, görmek isteyen; aynı zamanda potansiyelini ortaya çıkarabileceklerle yol almak isteyen kurucu bir kuşak: Gençlik. Duyuyorum sizi:— Kafelerde tembel tembel oturanlar mı bunlar? diyorsunuz.Ya da:— Ev gençliği deniyor şimdilerde; hiçbir iş yapmadan 15 m² odalarda çürüyenler mi bunlar? diyorsunuz.Ya da:— Her gün birinin sanal kumar ve uyuşturucu bağlantılı intiharıyla uyandıklarımız değil mi bunlar? diyorsunuz. Evet, onların da içinde olduğu bir kuşaktan bahsediyorum. Hepsinin içinde bahsettiğim potansiyelin varlığını kimse inkâr edemez. Her birinin arayışı farklı da olsa potansiyeli aynıdır ve gençlik her dönemde güçlü sembollerden etkilenir. Ülkelerin yarınları, bugün gençliğin ağırlıklı olarak gördükleri ve yaşadıkları ile inşa olur. Kimse bu dünyada kalıcı değil. Her ne inşa etmişsek bunu bizden sonrakilere bırakmaktan başka çaremiz yok. Dolayısıyla gençlik geniş bir yelpaze ve bu yelpazenin gölgesi yarınlara düşecek. Her ülke gibi Türkiye’nin de siyasi tarihinde dönem dönem gençliği etkileyen olaylar var. Hepimizin ilk aklına gelen 1980 öncesi sağ-sol ayrışması/çatışması buna bir örnektir. Mısır merkezli Müslüman Kardeşler yapılanması, 1978 İran Devrimi de buna örnektir. Aynı dönemlerde farklı İslam ülkelerinden bazı isimlerin kitapları tercüme edilmiş ve basılmıştı. Özellikle Müslüman Kardeşler ’in üst düzey kadrolarının ve İran devrimi sürecini hazırlayan ve yöneten kadrolarının kitapları, dönemin İslamcı gençliği üzerinde ciddi etki yapmıştı. Tam da bu dönemde İran’da yaşanan devrim, aynı kitle için hem etki oluşturmuş hem de yeni bir tartışmanın fitilini ateşlemişti. Çünkü İran’ın mezhebi farklıydı; üstelik bu fark Hanefilikle Şafilik arasındaki gibi değildi. Sünnilik ve Şiilik gibi bir farktı ve bu, İslam tarihinde yaşanmış en istenmeyen ve en ağır acılı olayları da içine alacak kadar köklü ve geniş arka planı olan bir farktı. Aynı zamanda duygusal yönüyle de çabuk tahrik edebilen; hızlıca kutuplaşma, öfke, kin ve düşmanlık uyandırmaya müsaitti. Doğal olarak tartışma çok gerilerden başlıyordu. Türkiye’nin kendi içindeki Alevi-Sünni tartışmalarından da farklıydı bu tartışma. Tartışmalar iki zeminde devam ediyordu: Birincisi, bu tercüme eserlerden etkilenmiş kabaca “radikal İslamcı” denilen kesimin içinde; ikincisi de bu kesimle diğer İslamcı gruplar arasında. Uzun soluklu her tartışma/ayrışma her zaman kendi kavramlarını üretir. İşte burada yeni bir etiket tanımlama doğdu: İrancılık. İçeride yapılan tartışmada az ve dikkatle kullanılan bu kavram, diğer gruplar tarafından dışardan yapıldığında daha çok ve dikkatsiz kullanıldı. İçerideki tartışmada Sünni tarafta duranlar da (benim de içinde olduğum taraf) bu dikkatsizlikten nasibini aldı. Kaçınılmaz olan bir gerçek vardı ki bu hiç değişmedi: İran Devrimi, 20. yüzyılda yapılmış iki devrimden biriydi (diğeri Küba Devrimi’dir) ve örneğin güncelliği hepimiz için üzerinde dikkatle durmayı zorunlu kılıyordu. Radikal İslamcıları diğer gruplardan ayıran yer de burasıydı zaten. Radikal İslamcılar devrimciydi; diğerleri ya ıslahçı ya da muhafazakârdı.Bunları niye anlattım? İran, İsrail ve Amerika’nın saldırısında hiç umulmayacak kadar güçlü bir mukavemet gösterdi ve iki caniye ciddi zararlar verdi. Bu süreçte mezhep kaygısına kapılan “amcalar”, şimdi daha bir kaygılanacakları döneme girdi. Zira gençlik etkilenmeye daha önceden, geçen haziranda başlamıştı bile ve bu etki şimdi daha da artmış durumda. Şimdi “amcalar” Sünnilik dediğinde gençlerin önlerine getireceği ülkelerin çoğu bu süreçte İsrail’in ve ABD’nin yanında durdu. Bir kısmı da sessiz kaldı.Dolayısıyla bugün Ebu Hanife’nin (r. aleyh) tavır ve duruşundan bihaber hâle gelmiş Hanefilerin, Sünnilik adına kullandıkları dışlayıcı ve tepkisiz dilin en büyük zararı kendilerinedir (amcalaradır). Zira gençlik çoğu zaman mezheplerin aralarına örülmüş duvarlara göre değil, tarih yapan iradeye göre kendine yol belirler. Sonuç olarak şunu diyebilirim ki gençliği hafife alan hiçbir düşünce kendini yarına taşıyamaz.Vesselam.











