Turgenyev'in “Babalar ve Oğullar'ı” tanıdık bir kitap. Hatta biraz araştırınca iki kitap'ın öne çıktığını gördüm. İlki Rus yazar Turgenyev'in Babalar ve Oğullar kitabı ki nihilist gençlik ve eski nesil arasındaki kuşak çatışmasını konu almaktadır. Eserde geleneksel otoritelerin tümünü reddetmenin simgesi haline gelen Bazarov tipi ile Rusya'nın çalkantılı bir dönemine ışık tutulmaktadır. İkincisi jale Parla tarafından yazılmış olan Babalar ve Oğullar ki Tanzimat Romanının epistemolojik temellerini ve dönemin fikri çiğliğini göstermesi bakımından önemlidir. (bu paragraf kısmi bilgimin internet destekli halidir.)
Benim derdim “Babalar ve Kızları”Bu minvalde de yazılmış kitaplar ve çekilmiş bir film varmış ama ben, okuma hafızamda bunların bir karşılığını bulamadım. Nedeni konusunda ataerkil bir temellendirme yaparak yol almaya da hiç niyetim yok. Geniş Aile olarak yaşadığımız dönemlerde, mülkiyet üzerinden erkeği önceleyen yaşam felsefesi şimdilerde kırılmalara uğradı. Önce Çekirdek Aile ’ye evirilmeler başladı, şimdilerde ise artarak ortaya Tek Ebeveynli Aileler çıktı. Bu süreç erkek egemen algıyı sıradanlaştırmaya başladı. Görünen o ki Toplumsal Cinsiyet Eşitliği dip dalgası da cinsiyetsizlik algısının yayılmasına -olumsuz anlamda- katkı sağlayacak. Elbette Babalar ve Kızları arasındaki ilişki ve bağ, tüm bunlardan bağımsız olarak hep var olagelmiştir. Şimdi bunu tartışmak da değil muradım.
Zira benim derdim daha büyük!Küçük kızım haftaya (04/08/2025) evleniyor! Büyük kızım evleneli 6 yıl oldu. Beni bu yazıya sevk eden ruh halinin ipucu bu. Toparlayabilir miyim ya da toparlanabilir miyim bilmiyorum. Kızlarını yazmak bir baba için masum bir gülüşe dokunmak kadar zor olsa gerek. Belki de edebiyat bu yüzden yazamadı bunu. Kolay mı billur bakışlı bir çift gözü uğurlamak. Anılarınızı nakışlı bir kundağa sarıp iç çekişlerinize emanet etmek. Kuğu gibi süzülen ruhların gönlünüze dokunuşlarını şiir bilip, bakışlarınızın ışıltılara boğuluşunu kaybetmek.
İslam öncesi Arap toplumunda kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğünü anlatan rivayetlerin birinde, kendisini gömmek için yeri kazan babasının eteğine bulaşan toprağı minicik elleriyle temizleyen sabi bir kız çocuğundan bahsedilir. Bu rivayete ne zaman rastlasam kız çocuklarının masum ve karşılıksız sevgisini ve bağlılığını hatırlarım.
Babalar belki de kızlarında annelerinden bir parça görüyorlar. Kızlarının masumiyet kokan sevgileri, ruhlarının en çocuksu tarafına dokunduğunda kendilerini annelerinin göğsüne yaşlanmış gibi hissediyorlar. İstediğim ya da istemediğim kadar etrafında dolaşsam/dolansam da bu bir konu anlatımı değil. İçimde bir yerleri oyuk oyuk deşeleyip boşaltmak/kanatmak isteyen bir gerçeğe ne kadar direnebilirim ki? Ah benim billur bakışlı kızlarım, Sait Faik kime dedi bilmiyorum ama hani;
“Nefes aldığın şehir ne kadar şanslı.Kim bilir, sesini gökyüzü sanan kuşlar bile vardır.” diyor ya.
Ben de nefes aldığınız şehirleri evladım biliyorum. Değil mi ki içinde siz yaşıyorsunuz! Hele kuşları, ne kadar şanslı görüyorum bir bilseniz! Sanki onlar yuvalarınızın üstünde kanat çırpıyor da bir ben uzağınızdayım.Velhasıl, zor iş kız babası olmak! Hep bebek kokan bir sevginin rüyasından uyanmak gibi kızlarını yuvadan uğurlamak.
Vasiyetimi biliyorsunuz canlarım;
Gülüşünüzle avutun beni! Olur mu?
Benim derdim “Babalar ve Kızları”Bu minvalde de yazılmış kitaplar ve çekilmiş bir film varmış ama ben, okuma hafızamda bunların bir karşılığını bulamadım. Nedeni konusunda ataerkil bir temellendirme yaparak yol almaya da hiç niyetim yok. Geniş Aile olarak yaşadığımız dönemlerde, mülkiyet üzerinden erkeği önceleyen yaşam felsefesi şimdilerde kırılmalara uğradı. Önce Çekirdek Aile ’ye evirilmeler başladı, şimdilerde ise artarak ortaya Tek Ebeveynli Aileler çıktı. Bu süreç erkek egemen algıyı sıradanlaştırmaya başladı. Görünen o ki Toplumsal Cinsiyet Eşitliği dip dalgası da cinsiyetsizlik algısının yayılmasına -olumsuz anlamda- katkı sağlayacak. Elbette Babalar ve Kızları arasındaki ilişki ve bağ, tüm bunlardan bağımsız olarak hep var olagelmiştir. Şimdi bunu tartışmak da değil muradım.
Zira benim derdim daha büyük!Küçük kızım haftaya (04/08/2025) evleniyor! Büyük kızım evleneli 6 yıl oldu. Beni bu yazıya sevk eden ruh halinin ipucu bu. Toparlayabilir miyim ya da toparlanabilir miyim bilmiyorum. Kızlarını yazmak bir baba için masum bir gülüşe dokunmak kadar zor olsa gerek. Belki de edebiyat bu yüzden yazamadı bunu. Kolay mı billur bakışlı bir çift gözü uğurlamak. Anılarınızı nakışlı bir kundağa sarıp iç çekişlerinize emanet etmek. Kuğu gibi süzülen ruhların gönlünüze dokunuşlarını şiir bilip, bakışlarınızın ışıltılara boğuluşunu kaybetmek.
İslam öncesi Arap toplumunda kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğünü anlatan rivayetlerin birinde, kendisini gömmek için yeri kazan babasının eteğine bulaşan toprağı minicik elleriyle temizleyen sabi bir kız çocuğundan bahsedilir. Bu rivayete ne zaman rastlasam kız çocuklarının masum ve karşılıksız sevgisini ve bağlılığını hatırlarım.
Babalar belki de kızlarında annelerinden bir parça görüyorlar. Kızlarının masumiyet kokan sevgileri, ruhlarının en çocuksu tarafına dokunduğunda kendilerini annelerinin göğsüne yaşlanmış gibi hissediyorlar. İstediğim ya da istemediğim kadar etrafında dolaşsam/dolansam da bu bir konu anlatımı değil. İçimde bir yerleri oyuk oyuk deşeleyip boşaltmak/kanatmak isteyen bir gerçeğe ne kadar direnebilirim ki? Ah benim billur bakışlı kızlarım, Sait Faik kime dedi bilmiyorum ama hani;
“Nefes aldığın şehir ne kadar şanslı.Kim bilir, sesini gökyüzü sanan kuşlar bile vardır.” diyor ya.
Ben de nefes aldığınız şehirleri evladım biliyorum. Değil mi ki içinde siz yaşıyorsunuz! Hele kuşları, ne kadar şanslı görüyorum bir bilseniz! Sanki onlar yuvalarınızın üstünde kanat çırpıyor da bir ben uzağınızdayım.Velhasıl, zor iş kız babası olmak! Hep bebek kokan bir sevginin rüyasından uyanmak gibi kızlarını yuvadan uğurlamak.
Vasiyetimi biliyorsunuz canlarım;
Gülüşünüzle avutun beni! Olur mu?