
Demokrasi Talanı, Mezhep Körlüğü
Lord Arthur Balfour, 2 Kasım 1917 tarihinde uluslararası Siyonist hareketin liderlerinden olan Lord Rothschild'e bir mektup göndererek, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulması konusunda İngiliz hükûmetinin destek vereceğini bildirmiştir (Balfour Deklarasyonu). Bu mektupta İngiliz Dışişleri Bakanı Balfour, Siyonist lider Rothschild'e şöyle hitap etmekteydi:
"Saygıdeğer Lort, Majestelerinin Hükûmeti adına kabineye sunulan ve kabul edilen Yahudi Siyonist isteklerini sempati ile karşılayan müteakip deklarasyonu iletmekten memnuniyet duyarım.
"Majestelerinin Hükûmeti, Filistin'de Yahudiler için bir millî yurt kurulmasını uygun karşılamaktadır ve bu hedefin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için elinden geleni yapacaktır. Filistin'deki mevcut Yahudi olmayan toplumların sivil ve dinî haklarına ve başka ülkelerde yaşayan Yahudilerin sahip oldukları haklara ve siyasî statülerine zarar verecek hiçbir şeyin yapılmayacağı açıkça anlaşılmalıdır.
Bu deklarasyonu, Siyonist Federasyonu'nun bilgisine sunmanızdan memnuniyet duyacağım. Saygılarımla”
Arthur James Balfour
Bu mektuptan 31 yıl sonra İsrail Filistin topraklarında bir işgal “devleti” olarak kuruldu. O günden bugüne adım adım önce Filistin ve sonra bütün bölge ülkeleri için bir zulüm üretme merkezi olarak yoluna hızlanarak devam ediyor. Bu süreçte aktif destekçi rolüyle İsrail’in yanında olan ABD, artık açıktan iç içe ve birlikte hareket ederek zulmün kaynağı olduğunu alenen ortaya koymaya devam ediyor.
İngiltere, ABD, İsrail ve bu üçlüyle çıkar ilişkisi olan her ülke yapılan bunca zulme ortak olmaktan hiç şikayetçi değiller. Bunlar arasında sözde Müslüman ülke yöneticileri de var. Sırasıyla ve tek tek zulme maruz kalan ve paramparça olan ülkeler, sözde Demokrasiye geçiş palavralarıyla propaganda yapılarak bu hale getiriliyor. İçi boşaltılıp askeri yönden sıfıra yakın hale getirilip İsrail için ön açıcı boşluk oluşturuluyor. Yer altı ve yer üstü kaynakları da başta İngiltere ve ABD olmak üzere batılı müttefiklerle paylaşılıyor.
Osmanlı küçülürken aralarında yapılan taksim sessiz sedasız işliyor. İsrail bu paylaşım sonrası bölgeye yerleşmekle zaten uzun vadeli hedefleri için ciddi bir kazanım elde etmiş oldu. Bugün geldiğimiz noktada Osmanlı’dan kopan ve sözde bağımsızlık kazanan bu ülkeler bir bir balon gibi fosaltıldı.
Direniş kanadı: Filistin başta olmak üzere, Lübnan üzerinden Filistin’e destek veren örgütler ve bunları destekleyen İran dışında her ülke kolay lokma oldu. Rusya destekli Suriye uzun süre dirense de sonuç değişmedi.
Sahne hep aynı; İçerde muhalif güçler destekleniyor, şartlar oluştuğunda silahlandırılıyor. Bazıları İhtiyaç bittiğinde kenara atılıyor, bazıları yönetime ayar vermek ya da ihtiyaç duyulma ihtimaline karşı diri tutuluyor. Bu sahneyi bölgedeki hangi ülke kendi üzerine uyarlasa şer alt yapısının hangi aşamada olduğunu ve sırasının ne zaman geleceğini aşağı yukarı tespit edebilir.
Osmanlı bakiyesi bizde de durum farklı değil. Bugün İran’ın içinde bulunduğu durumu din, mezhep, kim kimle müttefik, dün kim ne yaptı üzerinden okumaya çalışanların hepsi isteyerek ya da istemeyerek ABD ve İsrail’in ekmeğine yağ sürüyor. Hele din üzerinden buna kalkışanlar ihanetin kıyısında geziniyor desek yeridir. Demokrasi üzerinden konuşanlar ise Irak, Suriye, Mısır, Tunus gibi ülkelere bakıp bu demokrasi yalanının ne durumda olduğunu görseler kendileri adına iyi ederler.
Demem o ki: Dünyanın başına bela canilere verilecek her yıpratıcı darbe bütün dünya adına olumlu bir durumdur. Kaldı ki karşımızdaki caniler özellikle okul bombalayıp çocuk öldürecek kadar, Epstein skandalında gördüğümüz gibi pedofili tanımlamasıyla bile açıklanamayacak kadar aşağılık insanlar. Çocuk kanı içebilen, insan aklının alamayacağı kadar pislik bir zümre. İran’a saldırının ilk gününde okulu hedef alıp 150 kız çocuğunu öldüren bu caniler Gazze’de kasten okul ve hastaneleri hedef alan sivil hedefleri vurmaktan çekinmeyen şer odağıdır.
Şimdi kalkıp Demokrasi yalanına/talanına inanarak ya da mezhep körlüğü üzerinden bir okuma ile İran’a yöneltilen her eleştiri, bugün bu şartlarda tam da canilerin istediği bir durumdur. Hatta bu şekilde kamuoyu oluşması için satın aldıkları kalemler ve sosyal medya kullanıcılarını da dikkate aldığımızda onların da işini kolaylaştırmaktan başka bir işe yaramayan bir körlüktür vesselam.















