
Sizlerle üçlü seri Gecekondu yazısı paylaştım. Serinin dörtlü olması gerektiğini düşünüyordum. Gecekondu ve Kürtler ile tamamlanmalıydı. Ancak tek başına böyle bir yazı, kolay toparlanamayacak kadar araştırma ve ayrıştırma gerektiriyordu. Sonrasında toparlamaya çalıştığımda dabirkaç köşe yazısı yazılmalıydı. Bu yüzden Gecekondu ve Kürtler başlığını, konuyu takip edenlerin kendi düşüncelerine bıraktığımı belirterek gecekondu serisine yeni bir kapı aralayarak devam etmek istiyorum: “Zengin Ahlaksızlığı ve Fakirlik Kültürü”.Zengin Ahlaksızlığı: Yüksek gelirli bireylerin etik değerlerin zayıflaması, kontrol kaybı hissi, adrenalin arayışı veya aşırı hırs gibi nedenlerle haksız kazanç, sahtekarlık ya da ahlaki yozlaşma sergilemesi.Fakirlik Kültürü: Ekonomik yoksunluk yaşayan bireylerin, yoksulluğu nesilden nesile aktaran ortak değerler, inançlar ve yaşam tarzlarını (çaresizlik, geleceğe dair plan yapmama, kadercilik) benimsemesini ifade eden sosyolojik bir kavramdır.Bu iki kültür, fakirliğin ve zenginliğin kendisi değil; bizzat içinde bulunulan durumun kolaylaştırdığı ve ortaya çıkardığı kültür ve bunun şehre yansımasıdır. Bu, hem hassas hem de kültürel dokusu güçlü bir gerçekliktir. Mesela gecekondu, merkezin dışında kalandır/çevredir yani Anadolu’nun özü ve kendisidir. Osmanlı’dan bu yana köylü vasfıyla merkezden, imkânlardan ve zenginlikten uzak bırakılmış/tutulmuş reaya/kuldur söz konusu olan. Merkezde ise millet-i sadıka ve ecnebiler vardır. Enderunun devşirme çocuklarının eğitilip idari yapıya/merkeze insan kazandıran bir olduğunu hatırlarsak durumu daha net anlamış oluruz.Daha ileri gidip, özellikle İstanbul gecekonduları üzerinden Doğu Roma ile köylülerin hesaplaşması desek, konuyu biraz abartmış olsak da derinleştirmiş oluruz.Bir yönüyle gecekondu, Anadolu kültürünün şehre taşınmasıdır. Ve yüzleşeceği çok şey vardır. Doğu Roma’dan Osmanlı’ya, Cumhuriyet’e ve zengin kültürüne kadar bir çok alana yayılan bir hesaplaşma söz konusudur. Çok da değişmeden, kendi içinde evirilerek merkezin imkânlarıyla hayatına devam edenler, yanı başına kadar sokulmuş olan bu gerçeği önceleri görmezden gelmiş olsa da artık hesaplaşma günü gelmiştir. Politik olarak nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin, sosyolojik olarak 80’li yıllara kadar sol üzerinden merkeze karşı verilen mücadele, 2000’li yıllarda başka türlü nüksetti. 2002’deki AK Parti iktidarı, çevrenin (kırsalın, köylünün, gecekondunun) merkeze ayak basmasıdır. Merkez ne kadar dirense de bu kaçınılmazlık gerçekleşti. Başta idari ve ekonomik olmak üzere birçok imkânı tekelleştirmiş olan merkez, ne kadar dirense de çevre artık “hakkı olanı” almakta kararlıydı. Ancak bu değişimden nasıl çıkacağı çok da belli olmayan başka bir şey vardı: Merkezin ürettiği zengin ahlaksızlığı! Yıllarca gazete eklerinden ve magazin programlarından sergilenen lüks yaşam ve bunun özendirici yansımaları, merkeze yeni yerleşenlerin hafızasında öyle yer etmişti ki bu yansımalar şımarıklık, sonradan görmelik ve görgüsüzlükle harmanlanarak ortaya tuhaf görüntüler çıkardı. Umre dönüşü kutlamalarından beş yıldızlı otellerde muhafazakâr doğum günü partilerindeki saçma sapan görgüsüzlüklere kadar uzandı iş. Zenginliğin sağladığı geniş imkânlar sadece meşru alanlar için geçerli değildir. Aynı zamanda ahlak dışı sapkınlıklara da kolaylıkla ulaşma imkânını beraberinde getirir. Bugünlerdemerkezin yeni mukimi muhafazakârların ortalığa dökülensapkınlıkları da bununla ilişkilidir. Velhasıl, gecekondulaşmayı ele aldığımızda uzun süreli bir değişimin nasıllığı kendiliğinden görünmeye başlıyor. Sonrasında, yokluk/yoksunluk üzerinden kendini gösteren kökleşmiş bir fakirlik kültürü ortaya çıktığı gibi, buna karşılık merkezde/kentte edinilmiş imkânların beslediği bir zengin ahlaksızlığı da ortaya çıkıyor. Ve çevre merkeze ulaşıp yerleşse bile, edindiği fakirlik kültürü ile harmanladığı zenginlik kültüründen en çok da bu ahlaksızlığa yanaşıyor.Zira bu yeni zümrenin, merkezin dipte biriktirdiği ahlaksızlıktan payına düşeni alması kaçınılmaz oluyor.Not: Zengin ahlaksızlığı dediğimiz şey; “zenginlik ahlaksızlıktır” ya da “zenginler ahlaksızdır” gibi bir yaftalama değildir.








