
İşyerim (Kırıkkale) Bahçelievler Mahallesinde. Bu (09/06)sabah saat 08.10'da işyerime yakın bir sokakta -birkaç gün önce de gördüğüm- üstü başı düzgün bir abla/teyze gördüm. Bu mahallenin çöpleri sabah saatlerinde alınıyor. Muhtemelen alınmadan önceki saatleri gözetip, görevlilerden önce marketlere yakın civarları dolaşıp, karton ve plastik gibi ederi olan atıkları seçiyor. Sabah, bağlanmış vaziyette birkaç koli vardı elinde. Yanında bir pazar arabasıyla çıkıyor ambalaj atığı toplamaya.Birkaç gündür gördüğüm bu manzaraya dün akşam 75-80 li yaşlarda bir amca da eklendi. Amcayı hepimiz biliriz. Uzun yıllardır -hatta şehrimizde ambalaj atığı toplama işi henüz yokken- kafesli bir itme aracıyla işyerlerinden karton kutu alırken görürdük onu. Dün, o da bir ipe bağladığı uzun profiller halindeki alüminyum hurdaları sürüklüyordu aynı sokağın caddeye bağlandığı yolda. Amcayı tanıyorum, ancak teyzeyi daha önceleri hiç görmedim. Teyze üzerinden hemen bir ekonomi okuması yapmak kolaycılık olurdu. Durup konuşmak istedim, ancak bir kaç gün bekleyip onu incitmeden bunu nasıl yapacağımı düşünmek daha mantıklı olur dedim ve yoluma devam ettim. Bunun birden çok sebebi olabilir. Başka şehirlerde ya çok erken ya da geç saatlerde bu profille insanlardan para alanlarıgörmüşlüğüm vardı ve bu da öyle bir mizansen olabilirdi. Belki psikolojik bir sorunun devamı da olabilirdi. En iyisi bir dahaki gördüğümde durup konuşmak ve işin aslına vakıf olmaktı.Bu sabah (10/06) yine gördüm teyzeyi. Yanına yaklaşıp: -Teyze ne yapıyorsun? dedim.-Sadece kartonları alıyorum, diğerlerini bırakıyorum, dediürkek bir ses tonuyla.Beyaz eşya ambalajları olan yığıntıdan kartonları alıp straforları bırakıyordu. Şivesi Mülteci olduğunu, giyimi ve konuşması ise uzun zamandır Türkiye’de olduğunu belli ediyordu. Bir an ne düşüneceğimi bilemedim. Haaa deyip,rutini (bu işi mülteciler yapıyor) teyit mi etmeli yoksa bu yaşta olmamalı mı diye düşünsem bilemedim. Eğer teyze zannımdaki gibi Türk olsaydı hazır kalıp çok şey söyleyebilirdim. Ancak mülteci olunca yine zamana ihtiyaç duydum.Mülteciler ilk gelmeye başladıkları zamandaki gibi dikkat çekici değiller artık. Kendileri için, kendiliğinden ve ihtiyaçtan açılan alana sığındılar, tıpkı ülkemize sığındıkları gibi. Ağır ya da bizim pek sıcak bakmadığımız işlerde çalıştılar önce, sonraları sanayi gibi çırak kalfa bulmakta zorlanan sektörlerde bile çalışmaya başladılar. Hepimizin bildiği bu süreç, bizim tarafımızdan biraz isteyerek biraz istemeyerek de olsa buralara kadar geldi. Onlara olan dikkatimiz de merakımız da azaldı. Maazallah bir gerilim olmadığı sürece durum bu.Peki teyze ne olacak? Yarın inşallah aynı yoldan gelip biraz detay sorular soracağım ona. Bir de muhtarla konuşacağım. Genel olarak mülteciler meselesi de birçok meselemiz gibi su akar yatağını bulur sistemiyle bu günlere geldi. Süreci baştan beri daha sistemli, daha doğru yönetebilseydik, belki durum çok farklı olabilir miydi bunu bilme şansımız yok ama en azından daha gerilimsiz olabileceğini tahmin edebiliyoruz.Mülteci kamplarında yaşayanları ve savaş mağdurlarının hayatlarını gözler önüne seren romanlar var, hem de çokçavar. Yazılmaya da devam ediyordur. Yeryüzünün Lanetlileri (Frantz Fanon) sömürgecilik ve özgürlük mücadelesi üzerine yazılmış bir baş yapıttır. Bence aynı niteleme mülteciler için de kullanılmalı. Burada lanet, bir hak edişi anlatmıyor. İçinde bulunulan yaşam koşullarının zorluğunun daha iyi anlaşılması için kullanılıyor. Öyle zor, öyle aşılamaz bir çıkmaz ki bu,tarifi de belki ancak böyle yapılabiliyor. Evsiz, yurtsuz, yarınsız, kimliksiz, uzak çok uzak bir yabancılığın içinde yaşamak ağır bir çaresizlik olsa gerek.Bunun mutlaka ülkemizde de romanları yazılmalı. Eğer bir gerçek, biz istesek de istemesek de önce hayatımızın bir kenarına sığınıp, yavaş yavaş içine giriyorsa buna her açıdan duyarlı olmanın bir yansıması olur bunu edebiyatımıza dahil etmek. Teyze 65-70 yaşlarında mülteci bir kağıt toplayıcısıysa durup düşünülecek çok şey var demektir. Zira ilk sokak çocuklarıyla öğrendik kağıt toplayıcılığını. Sokak, evsizliğin ve toplumcaterk edilmişliğin bakılmayan yüzü ve o çocuklar bu trajedinin travmalarıyla yaşıyorlar ya da yaşamaya çalışıyorlar. Onların hayatına mercek tutanlar çok trajik hikayelerle karşılaşmışlardı. Bir dernek kurdular o zaman; Geri Dönüşüm İşçileri Derneği adıyla. Başkanları Ali Mendillioğlusahanın/sektörün acılı hikayelerinden tutun da ranta dönüştürülen boyutlarına kadar çok yönlü değerlendirmeleriyle zaman zaman TV programlarına konuk edilirdi. Sonra mülteci erkekler ve çocukları eklemlendi sokağa, sokağın hikayesine. Yaşlı kadın sokak toplayıcılar büyük şehirlerde vardı ama Kırıkkale’de ilk defa gördüm ben.Demem o ki sokak çocuklarıyla, sokak toplayıcıları ve sokak hayvanları aynı ön ekle anılıyor ülkemizde ve belki tüm dünyada. Mülteciler de daha çok bu hayata sığındı, eklemlendi. Sokağı görmezden gelmek İNSANİ KÖRLÜK olsa gerek. Sokakta hepimizin üzerine düşen ama duyarsızkaldığımız bir sorumluluk var.Ağır bir cümle diyebilirsiniz ama sıcacık evlerde özgürce yaşanan hayatların sokağa attıklarının özetidir bu manzaravesselam.












