
İrtikâp, Türk Ceza Kanunu'na (TCK) göre bir kamu görevlisinin, görevinin sağladığı nüfuzu kullanarak bir kişiyi kendisine veya başkasına haksız menfaat sağlamaya zorlamasıdır.Yüz Kızartıcı Bir Suçtur! İrtikâbın suç olduğu herkesin bildiği bir durumdur. Ancak yüz kızartıcı olduğu konusunda hemfikir değiliz galiba. Zira suçu işleyen, yüzü kızarmadan çarşı pazar geziyor. Suçluyla karşılaşan bizler de yüzümüzün kızarmasını gerektirecek bir durum yokmuş gibi kucaklaşıyoruz. Yoksa sessizce, "Suç olabilir ama yüz kızartıcılığı da nereden çıktı canım?" mı diyoruz? Ya da "Adam nüfuzlu biriydi; ne olur ne olmaz, yarın yine bir şey olur, bir yerlere gelir. Kötü olmaya hiç gerek yok." mu diyoruz? "Osmanlı torunu" olup da pabucu dama atılmayı bilmeyen yoktur herhâlde.Unutanlar için bir kez daha hatırlatayım: "Pabucu dama atılmak" deyimi, Osmanlı dönemindeki esnaf ve Ahilik teşkilatına dayanır. Lonca sisteminde ilk olarak 16. yüzyılda, kalitesiz veya hatalı ayakkabı (pabuç) satan bir esnafa uygulanmıştır. Ürettiği hatalı ayakkabılar, başkaları tarafından görülüp ibret alınması amacıyla esnafın dükkânının damına (çatısına) atılmıştır. Böylece o ayakkabıcının güvenilirliği bitmiş ve gözden düşürülmüştür. Daha sonraları bu uygulama, işine hile karıştıran her esnafa uygulanmıştır. İrtikâptan çok daha hafif bir durum olmasına rağmen bu muameleye reva görülmek bugün bize çok ağır bir ceza gibi geliyor olabilir. Ancak burada asıl önemli olan, işletilen bir toplumsal denetim mekanizmasının varlığıdır. Hatta bunun üzerine bir de "Allah'tan korkmaz, kuldan utanmaz." deyimini koyarsak, bu bize denetim mekanizmasının bir de dinî ayağının olduğunu ve ne kadar güçlü çalıştığını gösterir(di). Bugün bu mekanizmayı kullanmayışımız, hadiste dikkat çekilen toplumsal yapıya benzediğimizi göstermesi bakımından korkutucu ve dikkat çekicidir. Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:"Ey insanlar! Sizden önce yaşamış toplumların helâk edilmesinin sebeplerini biliyor musunuz? Onlar, aralarında bir asilzâde suç işlediğinde onu affederlerdi. Fakat zayıf ve kimsesiz bir kimse suç işlerse onu cezalandırırlardı. Allah'a yemin ederim ki, suçu kızım Fâtıma işlemiş olsaydı, kesinlikle onu da cezalandırırdım."(Buhârî, 3475, 4304; M. Asım Köksal, İslâm Tarihi, VI, 477-478.)Şimdi şunu mu diyelim: "Biz helâk ümmeti değiliz, hesap ümmetiyiz!" İyi de başka bir toplumu helâk eden bir suçu hep birlikte işliyorsak, bunun hesabını günü geldiğinde nasıl veririz?Doğrularından vazgeçmiş, yargılarını sadece güçsüzlere uygulayan ve tavır konusunda güçlü ile zayıfı ayrı tutan toplumlar, bir denetim mekanizması oluşturmak şöyle dursun, en basit işleyişlerini bile kaybederler. Bu kayıp, gün gelir hepimizi her suça ortak eder. Kendini bundan istisna zannedenler ise susanlardır.Velhasıl, irtikâp da birçok suç gibi yüz kızartıcı bir suçtur ve bu suçu işleyenin yüzü kızarmalıdır. Suçuna rağmen bunu görmezden gelenlerin de en az onun kadar yüzü kızarmalıdır. Eğer kimsenin yüzü kızarmıyorsa, herkes suçludur.














