
Onunla da olmuyor onsuz da. Akılla telefonlar, tabletler vasıtasıyla daima eşimiz dostumuzdan haberdar olduğumuz sosyal medya araçları hayatımızın kontrolünü ele almış durumda. Artık takip dahi edemediğimiz teknolojik yeniliklerle daha da hayatımızı sarmaladıkları kesin…
Filtreli mutluluk denen bir gerçek var artık. Facebook, Instagram gibi sıkça kullandığımız sitelerde paylaştığımız her şey mutluluk filtresinden geçiyor. En güzel yemekleri yiyip, en nezih mekanlara gidiyoruz, süper lüks eşyalı evlerimizle şık kıyafetlerle oturuyoruz.
Haliyle bunu herkesin görmesi lazım hemen bir selfie! Yer sofralarında, soğanı yumrukla kırıp aynı tabaktan yemek yiyen bizler bir anda popüler kültürün toplumsal çıkıntısı oluverdik. En çok eleştirenimizin dahi bu yeni nesil alışkanlıkların pençesine düştüğü kesin.
Diğer çocukların canı istemesin diye annelerin dışarıya elinde ekmekle göndermediği bir nesil şimdi Fettucini Alfredo’larını Instagram’da paylaşıyor. Sosyal ağın içinde barındırdığı tezatlık renkli dünyasından yayılan ışıkların parıltısıyla silikleşiyor. Daha yalnız, daha bencil, yüzeysel görüntüden ibaret hayatlarımıza bizi saplayan sanal bir sosyallik…
Herkesin sorduğu soruyu buradan da soralım insanlık nereye gidiyor, bu gösteri çılgınlığının bir sonu var mı? Şimdilik bunu bilmesek de kontrolü ele almamız gerektiği kesin! Bağımlısı olduğumuz sosyal medyada ne kadar çok zaman geçirirsek o kadar çok mutsuzlaşıyoruz.
Listemizde ekli olan herkesin bizden daha güzel, daha mutlu olduğu fikriyle yanıp tutuşup, kendimizi perişan etmeye devam ediyoruz. Oysa hayat yaşadığımız şu “an” ve hepimizin mutlu olmak için birçok sebebi var. Başkalarının ne yiyip, ne giydiğini izledikçe yaşamı kaçırmaya devam edeceğiz. İçimizdeki klavye kahramanından kurtulmanın vakti gelmedi mi? Gerçek hayattan uzaklaşarak kendine yabancılaşan bizlerin hayatın dışarıda olduğunu anlaması gerek. Hayat sokakta!
Filtreli mutluluk denen bir gerçek var artık. Facebook, Instagram gibi sıkça kullandığımız sitelerde paylaştığımız her şey mutluluk filtresinden geçiyor. En güzel yemekleri yiyip, en nezih mekanlara gidiyoruz, süper lüks eşyalı evlerimizle şık kıyafetlerle oturuyoruz.
Haliyle bunu herkesin görmesi lazım hemen bir selfie! Yer sofralarında, soğanı yumrukla kırıp aynı tabaktan yemek yiyen bizler bir anda popüler kültürün toplumsal çıkıntısı oluverdik. En çok eleştirenimizin dahi bu yeni nesil alışkanlıkların pençesine düştüğü kesin.
Diğer çocukların canı istemesin diye annelerin dışarıya elinde ekmekle göndermediği bir nesil şimdi Fettucini Alfredo’larını Instagram’da paylaşıyor. Sosyal ağın içinde barındırdığı tezatlık renkli dünyasından yayılan ışıkların parıltısıyla silikleşiyor. Daha yalnız, daha bencil, yüzeysel görüntüden ibaret hayatlarımıza bizi saplayan sanal bir sosyallik…
Herkesin sorduğu soruyu buradan da soralım insanlık nereye gidiyor, bu gösteri çılgınlığının bir sonu var mı? Şimdilik bunu bilmesek de kontrolü ele almamız gerektiği kesin! Bağımlısı olduğumuz sosyal medyada ne kadar çok zaman geçirirsek o kadar çok mutsuzlaşıyoruz.
Listemizde ekli olan herkesin bizden daha güzel, daha mutlu olduğu fikriyle yanıp tutuşup, kendimizi perişan etmeye devam ediyoruz. Oysa hayat yaşadığımız şu “an” ve hepimizin mutlu olmak için birçok sebebi var. Başkalarının ne yiyip, ne giydiğini izledikçe yaşamı kaçırmaya devam edeceğiz. İçimizdeki klavye kahramanından kurtulmanın vakti gelmedi mi? Gerçek hayattan uzaklaşarak kendine yabancılaşan bizlerin hayatın dışarıda olduğunu anlaması gerek. Hayat sokakta!











