
1 Kasım seçimlerinin ardından ülkenin istikrara doğru ilerlemesi beklenirken tarihin en kanlı terör örgütü PKK ve ülke içindeki yandaşları tarafından ülkemiz büyük bir gerginliğe doğru sürüklenmek isteniyor.
Terör örgütünü yandaşlarının kazdıkları barikatlar, daha önceden tuzaklanmış bombalar patlatılıyor, eğitim, sağlık ve tüm diğer hizmetler engelleniyor, peş peşe öz yönetimler ilan ediliyor.
Güvenlik kuvvetlerimiz terör örgütünün kontrolü eline almaması için büyük çaba sarf ediyor. Hayatını ortaya koyuyor.
PKK sempatizanlığını ortaya koyan gazeteciler, siyasiler, iş adamları elbette vardı. Bu ülkenin ekmeğini yiyen, sağladığı barış ve huzurda gölgeleyen yüzlercesi son zamanlarda bunu iyiden iyiye açığa vurmaya başlamışlardı. Ancak en sonunda hiç beklemediğimiz bir yerden bu sempatiyi aldık.
Devleti Katliamla Suçladılar
Özel ve devlet üniversitelerinde çalışan 1000’den fazla akademisyen önce organize oldular, sonra da bir araya gelerek skandal, hatta daha ötesinde devleti katliamla suçlayacak kadar ileri gittikleri bir de bildiri yayınladılar.
Devletin sağladığı bilimsel, siyasi ve ekonomik özgürlük, üst düzey güvenlik gibi menfaatlerle çalışan, güya bilim üretmekle görevli bu sözde akademisyenler yayınladıkları ihanet bildirisinde “Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesi gerekiyor” ifadelerine yer verecek kadar da ileri gittiler.
“Devlet Uyguladığı Şiddete Hemen Son Versin”
Yayınladıkları ihanet bildirisinde açıkça devleti terör örgütüne karşı mücadele eden değil de büyük bir zalim ve gaddar bir yapı olarak gösteren bu sözde akademisyenler, toplumu huzur ve sükûnete çağırmak yerine daha da gerilime sürükleyecek ifadelere yer verirken bildirileriyle açıkça PKK’nın sözcülüğünü yapan ifadeler de kullandılar. İşte skandal bildirinin bazı kısımları.
"Müzakere koşullarının hazırlanmasını ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulmasını, hükümetin Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasını oluşturmasını talep ediyoruz. Müzakere görüşmelerinde toplumun geniş kesimlerinden bağımsız gözlemcilerin bulunmasını talep ediyor ve bu gözlemciler arasında gönüllü olarak yer almak istediğimizi beyan ediyoruz. Siyasi iktidarın muhalefeti bastırmaya yönelik tüm yaptırımlarına karşı çıkıyoruz.
Devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesini talep ediyor, bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak sessiz kalıp bu katliamın suç ortağı olmayacağımızı beyan ediyor, bu talebimiz yerine gelene kadar siyasi partiler, meclis ve uluslararası kamuoyu nezdinde temaslarımızı durmaksızın sürdüreceğimizi taahhüt ediyoruz."
Terör örgütünü yandaşlarının kazdıkları barikatlar, daha önceden tuzaklanmış bombalar patlatılıyor, eğitim, sağlık ve tüm diğer hizmetler engelleniyor, peş peşe öz yönetimler ilan ediliyor.
Güvenlik kuvvetlerimiz terör örgütünün kontrolü eline almaması için büyük çaba sarf ediyor. Hayatını ortaya koyuyor.
PKK sempatizanlığını ortaya koyan gazeteciler, siyasiler, iş adamları elbette vardı. Bu ülkenin ekmeğini yiyen, sağladığı barış ve huzurda gölgeleyen yüzlercesi son zamanlarda bunu iyiden iyiye açığa vurmaya başlamışlardı. Ancak en sonunda hiç beklemediğimiz bir yerden bu sempatiyi aldık.
Devleti Katliamla Suçladılar
Özel ve devlet üniversitelerinde çalışan 1000’den fazla akademisyen önce organize oldular, sonra da bir araya gelerek skandal, hatta daha ötesinde devleti katliamla suçlayacak kadar ileri gittikleri bir de bildiri yayınladılar.
Devletin sağladığı bilimsel, siyasi ve ekonomik özgürlük, üst düzey güvenlik gibi menfaatlerle çalışan, güya bilim üretmekle görevli bu sözde akademisyenler yayınladıkları ihanet bildirisinde “Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesi gerekiyor” ifadelerine yer verecek kadar da ileri gittiler.
“Devlet Uyguladığı Şiddete Hemen Son Versin”
Yayınladıkları ihanet bildirisinde açıkça devleti terör örgütüne karşı mücadele eden değil de büyük bir zalim ve gaddar bir yapı olarak gösteren bu sözde akademisyenler, toplumu huzur ve sükûnete çağırmak yerine daha da gerilime sürükleyecek ifadelere yer verirken bildirileriyle açıkça PKK’nın sözcülüğünü yapan ifadeler de kullandılar. İşte skandal bildirinin bazı kısımları.
"Müzakere koşullarının hazırlanmasını ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulmasını, hükümetin Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasını oluşturmasını talep ediyoruz. Müzakere görüşmelerinde toplumun geniş kesimlerinden bağımsız gözlemcilerin bulunmasını talep ediyor ve bu gözlemciler arasında gönüllü olarak yer almak istediğimizi beyan ediyoruz. Siyasi iktidarın muhalefeti bastırmaya yönelik tüm yaptırımlarına karşı çıkıyoruz.
Devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesini talep ediyor, bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak sessiz kalıp bu katliamın suç ortağı olmayacağımızı beyan ediyor, bu talebimiz yerine gelene kadar siyasi partiler, meclis ve uluslararası kamuoyu nezdinde temaslarımızı durmaksızın sürdüreceğimizi taahhüt ediyoruz."












