Bin bir Telaş
İşten eve evden işe, belki bir iş çıkar, yevmiyeyi çıkardık, dünya telaşı işte, çoluk çocuğun nafakası... devam edip giden nice benzer sözler.
Hepsi bir “tokluk” arayışı!
Üç günlük dünya, dünya telaşı, yalan dünya... kısacık telaşlı bir yalan, peşine düşüp, peşinden koştuğumuz.
Ufkumuzu kaplayan kocaman kocaman ideallerimiz var-dı- çok değil yakın zamana kadar. Alaşağı oldu her şey. İnandırıcı değil artık hiçbir şey. Artık her suret bir yalanın arta kalanı. Oyunun her perdesinde değişen kostümler bir bir çıkarıldıkça geriye çırılçıplak bir boşluk kalıyor. Tıpkı kocaman yalanlar, sıradan ihanetler, kaybolan ufuklar gibi. Ekmeğin kokusu kadar içten paylaşımlar yerini ince hesaplara bırakalı beri bu böyle/böyleymiş. Ne bilelim kim kiminle kol kolaymış. Biz, bir söz bir de sadakat bilirdik bunca sözün içinde.
Sözü bitenler/bitirenler utansın!
Yarın hep aydınlıktı, gökyüzü kadar uçsuz bucaksız bir aydınlık. Herkese yetecek kadardı güneş. Korkusuzluktu adalete teminat. Korkmak yoktu ki ne olduğunu bilelim. Umut ve coşku yetiyordu hepimize. Kolay mı, tüm dünyayı kurtaracaktık üç günlük dünyanın elinden.
Elimizde bir kitap ki her kitap onu anlatmaya namzet. Yol O, yol gösterici O. O ki karanlıklardan aydınlığa çıkarıcı, göklerden inen. Kutlu bir Nebinin çağrısı; KURAN.
Söz çoğaldı! Herkes her şeyi “bilir” oldu!
Adem ilk insan, ilk suç Adem oğlunun. Kötülük ilk amel, iyiliğin yanı başında. İyiliğin karşıtı değil akletmenin karşıtı. Akletmeyenler helakin yanı başında.
Asıl tokluk akletmekte!
Bir telaşın içinde telaşsız kaldık. Sustuk, sözün kıymetini tükettik belki de. Oysa Ezan her gün beş kez söylüyor/çağırıyor. Allah’a, Resul’üne ve Nur’a (Kitaba).
“Elif. Lâm. Râ. (Bu Kur'an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye lâyık olan Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.” (İbrahim Suresi 1.ayet)
Kimse telaşından bağımsız değil, kimse telaşsız da değil. Telaşı kutlu olan iyiliğin safında. Kötülük ise her zaman yanı başımızda.
“Din” bezirganların elinde/dilinde. Kimi alıyor, kimi satıyor. Bir Yunus vardı aşkın pazarında canını satan, onun da alıcısı yoktu. Bir de Yusuf (a.s), Kenan ilinde kayıp. Şimdilerde sırça saraylardan Yunus’u ve Yusuf'u (a.s) anlatan anlatana. Halbuki ne kadar kolay, ne kadar sade!
“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” (Hud Suresi 112. Ayet)
Velhasıl, bezirganlara kaldı meydan, dünya telaşına düşeli İnsan. Oysa bir oyundu hayat ve bir tarlaydı dünya . Ayla Aydemir’in dediği gibi ekip biçip gidecektik.
“Burası dünya
Ne çok kıymetlendirdik.
Oysa bir tarla idi
Ekip biçip gidecektik”
Ne çok kıymetlendirdik, değil mi?
















