
Gecekondu ve Alevilik Tarımda makineleşmenin hızlandığı 1950'li yıllar kırsaldaciddi bir işgücünün boşa çıkmasına sahne oldu. Bu durum başta büyük şehirlere olmak üzere kırsaldan kente göçü tetikledi. Kentlerin yeterince ve ucuz konut stokuna sahip olmaması gecekondulaşmayı kaçınılmaz kıldı. Gecekondu konusu dikkatle incelendiğinde yapılaşma öbeklerinin akraba, aynı ya da yakın köylü ve hemşeri odaklı olduğu hemen göze çarpar. Burada göze çarpan bir başka unsur da bu öbekleşmelerde doğal olarak Alevi nüfus yoğunluğu olan bazı bölgelerin kendiliğinden oluşmasıdır. Bu süreç 1960’lı yılların sonundan 1980’e kadar ülkede yaşanan gerilimli döneme de damgasını vurmuştur.Gecekondu Alevilerinin Sol ile yakınlaşması ve zamanla hem sendikal hareketlerde hem de örgütlü solda aktif bir yoğunluğa ulaşması da bu döneme özel bir durumdur. 1970’li yıllarda Kahramanmaraş’ta ve Çorum’da yaşanan hazin olaylar sadece o günlere değil Türkiye tarihine en derin kutuplaşma izleri olarak kazındı. 1980 ve 2000 yıllar arsında ideolojik yapıların ayrışması Aleviliğin kendi öz yapısının daha net görünürlüğünü sağladı. Alevi toplulukların Cumhuriyet öncesi ve erken Cumhuriyet dönemindeki çeşitliliği karmaşıktır. Cumhuriyet tarihi içinde daha farklı ve detaylı incelemeler yapılmış olmakla beraber Alevilerin Cumhuriyetle ilişkisi Dersim olayları ile ciddi anlamda örselense de özellikle Laikle sosyopolitik olarak bir yakınlık kurmaları kaçınılmaz olmuştur. Diyanetin varlığı ve kapsamı, onları içine almadığı için daha özerk ve kendi kendine yeter bir zorunluluğa maruz kalmaları bunun en önemli sebebidir. 1960’lı yıllarda başlayan Sol ile yakınlaşmada Aleviliğin,Ehl-i Beyt’e yaşatılan tarihi zulümleri anma ve direnç geliştirme bilinçlerinin de etkisi olduğu muhakkak. Ancak mesele biraz da Cumhuriyeti neresinden ve nasıl sahiplendikleriyle ilgili. Zira işleyişte başta Diyanet İşleri olmak üzere baskın Sünni iktidarların onlara hissettirdikleriyle birlikte sahiplenmenin zorluğu ortaya şöyle bir görünüm çıkardı: Sünnilere karşı Laik Cumhuriyetten yana/birlikte Sağiktidarlara karşı da Soldan yana/birlikte. Bu ikili duruş,zamanla Alevilik anlayışı içinde çeşitli açmazlar doğursa da değişen Türkiye’de herkes nasibine düşen kadar değişiyordu. Bu ve benzer sebepler Aleviliği, Alevi kimliği üzerinden bir şehirlilik üretmeye zorlamadı diyebiliriz. Şehirlileşme sürecine Cumhuriyetle birlikte katıldılar demek daha doğru olur. Onlar için kırılma daha çok Sol-Marksist düşünceyle ve örgütlerle kurulan ilişkilerde yaşansa da Dedelik müessesi ve Cemevi merkezli bir şehirlileşmeye gerek yoktu zira kamusal alanla ilgili görüşleri Laik-Cumhuriyetle aynıydı. Cemevlerinin devletten bir bütçesinin olmayışı ortaya daha çok lokal bir tekke görüntüsü çıkarsa da bütçe talepleri -haklı olarak- kesintisiz devam etmektedir. Bu konunun uzun süreli çalıştaylarla enine boyuna -Cami mukayesesinden bağımsız- tartışılıp devletten özel destek alabilecekleri bir sonuca ulaştırılması toplumsal barış açısından oldukça önemlidir.Her şart ve durumda inançlar ortak kültür oluşumuna katkı sunan ciddi bir manevi güce sahiptir. Toplumsal barışın inşasında hem Alevi hem de Sünni anlayışın geliştireceği bir arada yaşama kültürü kentleşme de önemli bir dönüşümdür vesselam.













