
İhsan Dede
Yeri doldurulamayan bir meczup/velî İhsan Dede. Meczup ile ilgili tanımların en naifi: Mazhar olduğu cezbe sonucu sülûk etmeden Hakk'a eren velî anlamında tasavvuf terimi, şeklinde. Belki yaşam biçimlerini daha net ortaya koyan tanımı ise; Veli oldukları halk tarafından bilinen ancak kendileri tarafından bilinmeyen ve sanki başka bir alemde yaşıyor gibi görünenlerdir ki kimilerinin “deli” olarak görmesi de bundandır.
İhsan Dede, bir meczuptu. Dili çoğu zaman görülmek istenmeyeni ifşa ederdi. Cumalarda cami avlusunda oturduğu yerden bağırarak Faiz yiyenlere seslenirdi. Ya da vaize kızar ve onu eleştirirdi. Bir Müslümanda olmaması gerektiği halde olan ve varlığı yok sayılan, görmezden gelinen çelişkileri ayan ederdi.
Onunla ilgili çokça keramet anlatılırdı ki hala da anlatılıyor. Daimi sevenleri vardı onu yalnız bırakmayan. Onun hayatındaki yeriniz onun belirlediği ölçüdeydi yani sizi yok da sayabilirdi.
Meczupların varlığı bir şehir için manen terk edilmediğinin göstergesidir. Bazı şehirler daha nasiplidir. Hem meczupları olur hem de manevi besleyici vaiz/hoca efendileri olur. Mesela bizim merhum Ala Sakallı hoca gibi. Onlar sadece etkileyici vaazlar etmezler. Hayatlarını İslam’a vakfetmişlerdir. Hatta belki de Allah, dinini insanlara anlatsınlar diye onların hayatına böyle yön vermiştir. Toplum onlara sadece güven duymaz, teslim de olur. Onlar yönlendirici bir şeyler söylediğinde hemen buna uyarlar. Hem de kendileri için bunun daha hayırlı olacağına inanarak uyarlar.
Zaman zaman Kırıkkale uzun süredir manevi bir kuraklık mı yaşıyor diye korkuya kapılıyorum. İnşallah ben görmüyorumdur diye kendimi teselli etsem de aşikar bir belirtinin olmadığı hepimizin malumu. Onların içimizden söküp alınmaları (ölümleri) korkutucu bir şeydir. Bir nevi sessizce “buna layık değilsiniz” demektir bu.
Hani Efendimiz (sav) bir hadisinde buyuruyor ya: "Allah ilmi [verdikten sonra], insanların [kalbinden] zorla söküp almaz. Fakat ilmi, ulemayı kabzetmek suretiyle alır. Ulema kabzedilir, öyle ki, tek bir alim kalmaz. Halk da cahilleri kendine reis yapar. Bunlara meseleler sorulur, onlar da ilme dayanmaksızın [kendi reyleriyle] fetva verirler, böylece hem kendilerini hem de başkalarını dalalete atarlar." (Buhari , Müslüm, Tirmizi) Bunun gibi bir şey, zorla söküp alınmamış ama vefatıyla oluşan kocaman boşluk öylece duruyor.
Tolstoy insanlığın bir bütün olduğunu ve bütün insanların bu bütünde bir yere ve öneme sahip olduğunu söyler. Bir nevi bütünsel bir işlevsellik tarifi koyar ortaya. İnsanların küçük öbekler halinde yaşadığı yerleşim yerlerinde de bu böyledir. Ama asıl önemli olan manen ve ruhen de durumun aynı olmasıdır. Küçük yerleşim yerlerinde dışardan gelen iyi bir gözlemci bunu hemen hisseder. Eğer orada daha önceleri insanların teveccüh gösterdiği birileri yaşamışsa toplum onların tedrisinin izlerini uzun süre üzerinde taşır. Hele birde bu insanların varlığı bir süreklilik gösterirse rızkın bereketi dahil birçok alanda bu durum belirginleşiverir.
Demem o ki İhsan Dede sadece mahallelerde elindeki iki taşı birbirine vurup Allah Allah diyerek peşine takılmış çocukları sevindiren bir dede değildi. O bu şehrin hilmi, sükunu, bereketi ve manevi huzuru idi. Rabbim sayılarını artırsın ve bizleri onlarsız bırakmasın.
Amin Amin Amin
İhsan Dedeye Rahmetle...














