Sefiller Zeki Demirkubuz 2003 yapımı “Bekleme Odası” Filmini Dostoyevski'ye ithaf etmiş. Filmi izlerken ara ara Suç ve Ceza ve romanın kahramanı Raskolnikov hatırlatmalarından olsa gerek ki ertesi gün Suç ve Cezayı uzun bir aradan sonra yeniden okumaya başladım. Malum, Dünya Klasikleri denildiğinde ilk akla gelebilecek iki romandan bir Suç ve Ceza ise diğeri Sefillerdir!Her iki roman da o günün yaşam koşullarında insanların içinde bulunduğu zorlukların insanı nerelere sürükleyebildiğini gözler önüne sermekte. Birisi sefalet üzerinden “suçu” sorgulatırken diğeri iyiliğin gücünü ortaya koymaktadır.Peki, nedir bu sefalet?Sefaletle kelime olarak yüzleşmeye cesaret edilebilir mi?Ya da kelimenin toplumsal karşılığı nerelerde ortaya çıkıyor?Yoksulluk ilk akla gelen karşılık olsa gerek ki TDK ilk anlamı böyle vermiş.Sefalet: Yoksulluk, yoksulluk sıkıntısı. Yoksulluk, birçok çeşidi olan bir kavram, bu doğru ama sefillik yoksulluğu aşan hatta ona farklı bir boyut ve yük yükleyen bir kelime. Yani Tdk eksik tanımlamış. Her iki romandan anlaşılan ise derinlemesine irdelendiğinde hayatın dışına atılmak bile denilebilecek kadar korkunç bir kelime. Belki de önümüzdeki yıllarda çokça kullanmak zorunda kalacağımız bir kelime olmasına rağmen biz de pekkullanılmadığı da bir gerçek. Bu bizim bir şekilde sorumluluk hissetmeyi bir mecburiyet bilmemizden kaynaklanıyor. Düşkün deriz mesela, bununla elinden tutma gerekliliğini de ima ederiz. Kimsesiz derken de sahip çıkılması gerekir diye düşünür, biz yapamasak da en azından bu görevi devlete havale ederiz. Kimi kimsesi yok derken, olsaydı böyle olmazdı demiş oluruz. Sefaletin öncesinde birçok kelime ile oraya düşmesini engelleme yolunu ararız. Sonrasında çaresiz kalırsak bile toplumun dışında bir yere koymayız kimseyi. Ne zaman ki birileri kendini oraya çıkarırsa, işte biz o zaman orada bırakırız onu ve bir daha dönüp bakmayız. Tahammül de böyledir. En son noktasına kadar zorladığımızda artık bitti der ve sonlandırırız her şeyi. Şu bir gerçek ki bazı kelimelerin her kültürde kendine aynı şekilde yaşam alanı bulması zordur. Sefalet de biraz öyle. Biz onu kullanmamak için bütün kelimeleri kullanırız ama nafile dediğimiz noktada bırakırız direnmeyi. Oysa romanda geçen şu çarpıcı soru bütün dillerde karşılık bulan bir gerçeği haykırmakta: “Anlıyor musunuz, anlıyor musunuz sayın bayım, bir insanın artık gidebileceği hiçbir yerinin olmaması ne demektir, anlıyor musunuz? Çünkü her insanın gidebileceği hiç değilse bir yerinin olması gerekmez mi?...” Sefaletin ruhu tırmalayan en gerçekçi tanımı da bu olsa gerek; insanın gidebileceği bir yerinin olmaması! Velhasıl, gelir dağılımındaki çarpıklık ve adaletsizlik arttıkça,toplumsal değerlerimiz aşındıkça ve gidebileceğimiz yerler bir bir eksildikçe, dilimiz “Sefalet” kelimesini mecburen kullanacağa benziyor...
Söyleşi
Yayınlanma: 18 Kasım 2025 - 23:21
Sefalet
Söyleşi
18 Kasım 2025 - 23:21













