
Kuruldu kurulalı CHP’nin siyaseti Atatürk merkezliydi; hoş, hâlâ da öyle. Güçlü bir damar bu, hatta ana damar.Cumhuriyet tarihi ile başlayan taban birikimi, bu damardan beslenerek doğal olarak kalıcı ve fanatik bir seçmen yoğunluğu oluşturdu. Görünen o ki mutlak butlan sonrası olası farklı partilerin politikadaki iddiası da bu damardan beslenecektir. Solun kısmi katılımı ya da merkez sol hüviyetine bürünme gibi zaman içinde yaşanan evirilmeler olsa da CHP’de soldan yürüme refleksi zayıf kalmış ve köklü refleksler daha güçlü olduğu için soldan yürümek isteyenlerle zaman zaman yol ayrımı yaşanmıştır. Belki sosyal demokratlık yönünü koruma eğilimiyle yetinmiştir demek daha doğru olur. Tarihi süreçte muhafazakârların, ağırlıklı olarak inkılaplar merkezli, Osmanlıcılık ve İslamcılık üzerinden aldığı karşı duruş pozisyonu, Atatürk ile ilgili bir kırmızı çizgi oluşturdu. Bu, siyasete sık sık yansıyan bir durumdur. Menderes, Özal, Erdoğan hatta daha gerilerde Kazım Karabekir’in Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Fethi Okyar’ın Serbest Cumhuriyet Fırkası ile bu hep yaşandı. Türkiye siyasi tarihinde zaman zaman üstünkörü kalan meseleler gün yüzüne çıksa da asıl kökleri inkılaplara dayanan bu durum, aslında Osmanlı’dan kalan bir girişimler silsilesidir. Ancak bunların Cumhuriyetle birlikte hızlı ve keskin bir şekilde hayata geçirilmiş olması kırılmalara, hatta yarılmalara sebep oldu. Burada ayırım noktası, özellikle AK Parti iktidarı ile görünür hâle gelen Türk milliyetçiliğinin refleksidir. Zira daha çok MHP merkezli olan bu durum, özellikle bilgiye ulaşımın kolaylaştığı günümüzde farklı kapıların aralanmasına imkân verdi. İslamcılarla millî ve manevi değerler (Türklük gurur ve şuuru, İslam ahlak ve fazileti) başlığında hemfikir olan Türk milliyetçiliği, Osmanlı’da Türklerin yok sayıldığı, hatta aşağılandığını ve Atatürk merkezli ulus/Türk devleti ile Türk milliyetçiliğini değerlendirme imkânı buldukça İslamcılık ve buna bağlı Osmanlıcılıkla arasına mesafe koymaya başladı. Bu kısmi dönüşüm, Türk milliyetçilerinin Atatürk üzerinden ve güncel siyasi görünümün AK Parti merkezli siyasal İslamcılığına karşı hâle gelmelerinden kaynaklı olarak (dün ellerinde silahlarla karşı karşıya oldukları) CHP ile yakınlaşılabilir ihtimalini güçlendirdi. MHP’nin AK Parti’ye yakınlaşması da bu dönüşümü hem tetikledi hem de hızlandırdı. Kim ne derse desin, Türkiye siyaseti artık Atatürk merkezli hâle geldi ve bu giderek de belirginleşeceğe benziyor. DEM’in ve PKK’nın bu sürece Sevr Antlaşması — Osmanlı/İstanbul Hükûmeti ile yapılmıştır ve Ankara Hükûmeti bunu kabul etmemiştir — üzerinden katıldığını da göz önüne alırsak mesele biraz daha netleşiyor. Önemli bir konunun bu başlığa ilave edilmesi ile dikkat çekmeye çalıştığım bu tartışma daha gerçekçi bir zemine oturacaktır. O da şudur; Osmanlı’da Enderun üzerinden yönetimin merkezinde olan azınlık/yabancı varlığı. Bu varlık aynı zamanda Anadolu insanının/Türklerin merkezi yönetimde yokluğu demekti. Bu varlık Cumhuriyetin ilk yıllarında ve yukarıda saydığım muhafazakâr yönetim dönemlerinde kısmen yara almış olsa da etkileri ve etkinliği hâlâ devam etmektedir. En büyük dönüşüm ise AK Parti dönemiyle başlamış ve bu merkez yerleşmesine karşı Anadolu köylüsü, yani çevre, yönetimin merkezine girebilmiştir. Zaman zaman ortaya çıkan absürt ve sonradan görmelik figürleri de (Özlem Zengin örneği gibi) bu değişimin sancılı geçişleri olsa gerek. Vesselam.












