Reklam
  • Reklam
Cemal Kayı

Cemal Kayı

cemalkayi@ayrintigazetesi.com.tr

Viyana'dan Kırıkkaleye

03 Mart 2021 - 22:35 - Güncelleme: 03 Mart 2021 - 22:43

KUTUPLAR PARSELLENİRKEN!
Kel Mustafa, (Ede) bir sonbahar günü köyden göçtüğünde ahırlaryla, samanlığıyla odun damıyla, pekmez turşu odalarıyla birlikte geride kocaman bir ev bırakmıştı...
"Kırıkkale'de at arabacılığı yapacağım, gecekondu inşaatlarına kum çekerim, çimento çekerim biriket çekerim, akşam oldumu Allah ne verdiyse önüme gelir, uşakların geleceği kurtulur! İsteyen okur, isteyen tamirci olur, kaynakçı olur, derken güler, isteyen de kalaycı olur, dötünü sallayarak! pekmez kazanı kalaylar" derdi.
Ede'nin göç kamyonu daha mezarlardan aşmadan, kamyon kasasında tezeklerin üstünde oturan çoluk çocuğun ağıtları kesilip gözyaşları kurumadan, en yakın komşusu samanlık deliğinden içeri girerek kendine gerkli olan araç gereçleri araştırmaya başladı...
Samanlıkta bir yaba, bir tırmık, bir de anadut buldu, bunları deliğin ağzında bir köşeye yığdı. Ahıra geçti, cerekte sokulu bir tırpan, tavalıklarda sap saman ipleri, köstek zincir buldu, bunları samanlıkta önceki bulduklarının yanına getirdi. Deliğin ağzında önce örümcek ağına belenmiş şapkasını daha sonra sap saman olmuş, üstünü çırptı. Başını delikten dışarı çıkarıp kontrol etti, çevrede kimsenin olmadığını anlayınca delikten dışarı çıktı, girerken delikten çıkardığı paçavrayı tekrar deliğe tıkadı...
Gece, herkes yattıktan sonra ayın batmasını bekledi, hanımıyla birlikte geldi. Hanımını bir köşede gözcü bırakıp, delikten tekrar samanlığa indi, gündüz biraraya yığdığı araç gereci dışarı çıkararak kendi ahırına taşıdı...
Ertesi günden başlamak üzere köyün çocukları yanlarında köpekleriyle samanlık deliğinden içeri girerek samanlıkta, ahırda, odun pekmez turşu damında günlerce saklambaç oynadılar, kış günü samanların üstüne yatarak sigara içtiler beğendikleri eşyaları beraberlerinde götürdüler... Ahır kapısını kırdılar artık delikten değil kapıdan girip çıkıyorlardı...
Zamanla evin kapısı da kırıldı, odalara girildi... Köylülerin diğer kısmı da gene gece gündüz birbirinden gizli eve girdiler, kimisi pekmez kazanını kimisi turşu küpünü, kimisi at zikkesini, kimisi kalburu kimisi de kasnağı birbirinden gizlediklerini sanarak evlerine taşıdılar...
Artık dükkana gidenler, dükkandan gelenler, okula giden okuldan gelen çocuklar yolları üstündeki Kel Mustafa'nın tuvaletini kullanıyorlar, her gelip geçtiklerinde de duvardan, damdaki örtüden bir parça çekiyorlardı...
Baharla birlikte Kel Mustafa köye geldi, evinin kapıları, pencereleri de gitmiş, sadece boztoprak sıvalı duvarları kalmıştı...Evin karşısına geçti çömeldi, ağladı ağladı...
Eretesi gün bir kamyon dört işçiyle yeniden köye geldi, evi tamamen yıktırdı, evden geriye kalan ağaçları kamyona yükleyip tekrar Kırıkkale'ye döndü...
Evin yerinde şimdi, duvarların bir kısmı ayakta dururken bir kısmı yıkılmış harabe görünümlü büyük bir toprak yığını vardı!
Kutuplar Kel Mustafa'nın evi gibi yağmalanmakta, çeşitli ülkelerden bilim adamları! parsa kapıp yer çevirmektedirler...
Küresel ısınmanın getirdiği yıkım sürerken buzlar erimekte, açığa çıkan ve DÜNYA'YA ait olan topraklar üzerine koloniler kurulmaktadır. Buralara koloniler kurup, buraların geleceğinde söz sahibi olmak isteyen ülkeler, her tür bilim adamlarıyla, her türlü teknikle, hatta bilim adamlarının çocuklarına eğitim verecek öğretmenleriyle gece gündüz çalışmalar yapmakta, buraların geleceğinde söz sahibi olmak istemektedirler...
Biz insanların üzerinde yaşadığımız Dünya'yı büyük bir çöküşe götürdüğümüz bir gerçektir. Küresel ısınmayı sağladık, doğal dengeyi bozduk. Ancak, bu dünya'da daha yaşayacaklarımız var...Daha doğrusu başka galaksilere gidip yerleşeceğimiz yıllara daha çok zaman var...
Enerjiye suya, madenlere, hatta yeni yeni bulup, yeni yeni isimler koyacağımız madenlere ihtiyacımız var. Bu madenler, bu enerji kaynakları, bu su kaynakları ise *KUTUPLARDA* mevcut! Yani, AMERİKANIN KEŞFİ gibi bir şey! Yani, yeni Amerika'dan; *KUTUPLARDAN* yararlanıp, oralarda söz sahibi olabilmemiz için; *DEVLET OLARAK, HÜKÜMET OLARAK, ÜNİVERSİTELER, BİLİM ADAMLARI* olarak çalışmalar yapmamız, halk olarak, bizlerin bu çalışanları desteklememiz gerekmektedir...
Bilimsel çalışmalar enerji açısından keşfedilmemiş petrol yataklarının %13'ünün, keşfedilmemiş doğal gaz rezevlerin ise, % 30'unun bu bölgede olduğu söylenmektedir. Son araştırmalara göre, dünyada keşfedilen enerji ve doğal gaz yataklarının % 60 'tan fazlasının burada olduğunu göstermektedir...
Kutuplar, yeni enerji kaynaklarının yanında deniz taşımacılığında da yeni ve alternatif deniz yolu güzergâhını da insanlığın hizmetine sunacaktır.
Şu anda bölgeye yakın ve süper güçlerin işgali altında bulunan kutuplar, gelecekte enerji, doğal gaz savaşlarının da yönünü değiştirip, enerji istemlerini belki de iki bölgeye ayıracaktır! (Ortadoğunun yanında kutuplar)
Amerika, Rusya, Kanada, Danimarka, Norveç gibi bölgeye yakın ülkelerin yanında; İngiltere, Almanya, Çin ile bazı Baltık Ülkeleri de kutupladan pay alma yarışındadırlar...
Ülkemizin bu taraklarda bezi yoktur. ülkemizin ileri gelenleri ülkemizin, ülke insanımızın, çocuklarımızın, torunlarımızın geleceği için bu çalışmalara ihtiyacımız yoktur, bizim için bu çalışmalar gerekli değildir, diye düşünmektedirler sanırım!
Bildiğim kadarıyla sadece Güney kutpunda, yakın zamanda ülkemiz adına gönderilmiş, küçük bir bilimadamı keşif grubu mevcuttur...
Kutuplar Kel Mustafa'nın evine dönmeden, ülkemizin de kutuplarda payı olması gerekmektedir.
Çalıntı tezlerle, adlarının önünde profesör yazdıranlardan bilim adamı olmaz! Onlar ancak politikacıların oyuncağı konumundadırlar...
Eğitimde, yüksek öğretimde getirildiğimiz yer ortadadır...Nuh peygamberin, "gemisinin son derece gelişmiş uzay aracı gibi olduğunu, ayrıca ikna edemediği oğluyla cep telefonuyla konuştuğunu" söyleyen Deniz Bilimleri profesörleriyle ;
KUTUPLARA DOĞRU, HAYIRLI YOLCULUKLAR!
 

Bu yazı 6357 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUMLAR

YORUMLAR

  • 0 Yorum